ÇOCUK KULÜBÜ - Aşık ve Maşuk

Aşuk ve Maşuk
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aşuk ile Maşuk

Türk folklöründe yer alan, vücutları boyanarak surat şekline getirilmiş ve yüzleri bir bez ile örtülmüş, biri erkek diğeri kız karakteri olan ve iki oyuncu tarafından müzik eşliğinde oynanan bir ortaoyunudur. Aşuk aşık olanı, Maşuk ise aşık olunanı temsil etmektedir.

 

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

AŞK,Seninim Diyebilmektir

(Aşuk ve Maşuk)

 

Âşık ve Maşuk birbirilerini çok seviyorlar, ancak bir türlü birbirilerine açılamayıp sevgileri ortada kalıyor. Bir gün âşık dayanamayıp maşuğun evine gidiyor, kapıyı çalıyor. İçerden bir ses
—Kim o?
Âşık cevap veriyor.
-Bebim.
Maşuk içerden sesleniyor.
—Git buradan.
Âşık şaşırıyor. İnanamıyor, ama ayrılıyor kapıdan üzgün bir şekilde.
Dağlar, ovalar dolaşıyor maşuğun aşkından ölecek duruma geliyor olaylarla anlam veremiyor, dayanamayıp tekrar maşuğun kapısına geliyor, kapıyı çalıyor. İçerden bir ses
—Kim o? Diyor.
Âşık cevaplıyor.
-Benim.
Maşuk içerden sesleniyor.
—Git buradan
Âşık deliye dönüyor. Bir türlü anlamıyor aşkının niye yaptığını. Kendini yollara
vuruyor. Aşkıyla eriyor da sebebi bulamıyor. Günler ayları, aylar yılarlı kovalıyor. Âşık kendini maşuğun evinde buluyor bir gün. Kapıyı çalıyor. İçerden bir ses
—Kim o?
Âşık cevaplıyor.
-Senim.
Maşuk içerden sesleniyor.
—Gir içeri o zaman.

AŞK, SENİM DİYEBİLMEKTİR.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aşık İçin Maşuk

Nasıl da güzel görünür maşuk aşığına… Nasıl da korkusuz olur âşık olduğu için seven… Nasıl da gözü kararır Nasıl da farklıdır “o” onun için.

Gece doğmaya korkan bir yıldız. Işığını herkesten gizlemek isteyen. Yalnızca 1 kişi olmalı ışığını gören. O da kör olmalı gördüğü güzellik sonrası yaşayabilmek için. İşte ben bu yüzden kör oldum.

Üstüne basılmamış bir toprak. Sapsarıl… Ama öyle sarı ki, üstünde umutsuzluğu sarısını taşıyan bir sarı. Binlerce parçadan oluşan. Dokunmaya kıyılamayacak kadar narin üstüne basılmayacak kadar güzel dokunulmak istemeyen bir toprak. Dokunanın elleri olmaması lazım dokunduğu zaman hissettiğinin ne olduğunu anlamaması için… Zulüm mü lütuf mu dokunuş anlamaması lazım toprağıyla bir hayat geçirmek için. İşte ben bu yüzden ellerimi yok ettim…

Bir kar bembeyaz. İnsanı kendinden geçirecek kadar beyaz bakmaya kıyılamayacak kadar güzel dokunulduğunda ısıtan bir kar… Tenine değdiği zaman dudağına dokunduğu zaman iç ürperten bir kar… Yere düştüğü an erimemek için çırpınan bir kar. Eline almak için kahraman olmak lazım. Eridiğinde ağlamamak için. İşte ben bu yüzden korkusuzluğu öğrendim.

8. harika değil olamaz da zaten… Neyle kıyaslanabilir ki o? Neyle kıyaslar ki bir insan âşık olduğunu? Ne durabilir ki karşısında o anda? Ölüm mü? Yaşam mı? Ahlaki değerler mi??? Ne?... Hiçbir şey. Ne kıyaslanabilir bir şeyle ne de engel tanır…

Kör olan âşık ona acıyarak bakan maşuk… Maşuk için ellerini yok eden âşık başkasının elini tutan maşuk… Her şeyi göze alan âşık ondan korkarak kaçan maşuk… Maşukunu kimseyle kıyaslayamayan âşık aşkı sokakta bulan maşuk… Her iki taraf da acı çeker biri sevdiği diğeri sevildiği için.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Akıl- Aşık- Maşuk‏

Akıl namazdadır...
Aşık niyazdadır...
Maşuk nazdadır.

Akıl söyler...
Aşık inler...
Maşuk dinler.

Akıl münakaşa ister...
Aşık gönlü ile konuşur...
Maşuk aşıkı konuşturur.

Akıl saatlerce konuşur...
Aşık az konuşur ağlayarak...
Maşuk hikmetli sözleri tasdik eyler

Akıl ağlamaz ve gülmez düşünür...
Aşık ağlar ve gülmesi azdır...
Maşuk mütebessimdir ve aşıkını takip eder.

Akıl yürür...
Aşık koşar...
Maşuk gönüllerde gezer

Akıl "Ben"im der...
Aşık "Sen"sin der...
Maşuk "O"dur der

Akıl işaretle eleriyle de konuşur...
Aşık hareketsiz fakat hararetlidir...
Maşuk aramalı der.

Akıl paradan bahseder...
Aşık yareden bahseder...
Maşuk gönül yapar.

Akıl saray yapar...
Aşık kulübeyi tercih eder...
Maşuk aşıkın huzurunu ister.

Akıl yer içer...
Aşık az yer ve az içer...
Maşuk yedirir içirir.

Akıl çok düşünür...
Aşık dünyayı az düşünür...
Maşuk temaşadadır gönülde hüküm eder.

Akıl dünya ilminden söyler...
Aşık sevgiden bahseder...
Maşuk her şeyi bilirim demez

Akıl güzeli sever...
Aşık herşeyi sever...
Maşuk aşıkını sever

Akıl gezip eğlenmek ister...
Aşık zikreder...
Maşuk zikir edeni sever

Akıl mutedil havayı sever...
Aşık yanmayı tercih eder...
Maşuk yakmayı sever.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ne Aşuk Bilir Ne Maşuk

Rüzgar değmiş dala, ha düştü ha düşecek. Mevsimi gelmişse ne kadar dayansa da bilemem kaç gündüz gece biçilmiş narin ömrüne.
Ne aşuk bilir ne maşuk !!!
Meyve, dal, yaprak gelip geçse de ağaç yine ağaçtır sahibinin gözünde. Oysa ne aşklar gizli koca gövdeli yufka yürekli ağaçta.
Dal yaprağa aşıktı önce yaprak döküldü kasavetli bir sonbahar gecesi. O gecenin sabahı kırık yorgun yaprağa bastı iki sevgili. Ahhh dedi yaprak canı çok yandı, ruhu yandı. Bir mevsim yaşadığı ayrı düştüğü aşkını hatırladı. Daha çok yandı. Günler geçti yağmurlu bir günde bir ormancı yanaştı ağaca dallara uzandı kaba elleri...
Kimbilir dala ne oldu, yaprak ömrünü doldurmuşken dal yandı mı bir sobada cayır cayır yanarken ruhuda yandımı hasretten.

Ağaç her sonbaharda başka bir aşkın hazin sonunu izledi sessizce...Ta ki, kendi de kesilene kadar...
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aşk Aşktır

Aşuk ve Maşuk bahane...
Gül bülbül simgedir.
Aşk her yerde herkese hassreettir...

Varsın bin kat zincir vursunlar.
isterlerse kurşunlasınlar
ruhum çocuklar kadar şen

BEKLEYECEKTİR GELMESİNİ ÖZLEDİGİ BAHARIN...

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Âşık-Maşuk ve Sükut-u Hayal

İnsanı yaralayan en kötü şeylerden biri; “önemsediği kişinin” hareket ya da sözlerine sessiz ve tepkisiz kalmasıdır…
Tepkisizlik; “değer vermemek ciddiye almamak ve önemsememektir bir bakıma… “
“Ben hiç sinirlenmem” diyenler aslında başkalarını sinirden kahrederler her nedense! ..
“Susmak” karşı tarafa “hak etmediği bir ceza” vermek ve içinde bir yerlerde “yük” gibi taşıyıp muhafaza ettiği “korkaklığın” ardına gizlenmektir, namertliktir! ...
İster erkek ister kadın “delikanlı olamamanın” ambalajlanmış şeklidir “susmak”..
Sadece kendini, kendi dertlerini, kendi dünyasını düşünen kişilerde oluşur bu megaloman durum, kişi fevrileşir, agresif davranır, kendini dünyanın merkezi sanırken çevresindeki herkesi de peykleri gibi görür! ...
Karşısındaki insanın duygularını yorumlamaktan anlamaktan uzak, ciddiyetsiz ve kaale almaz bir vurdumduymazlıkla konudan konuya atlar, sersemletir, abandone eder,
Yanında yürürken birden yön değiştirip kaybolur, “ne dediği”, ya da ne demek istediği belli değildir, netleşmez bir türlü, hep flu olarak kalır.
Onun için yaptıklarınızı “neden yaptığınız” gerçeğiyle değil işine geldiği gibi değerlendirir…
Öylesine egoist olur ki; sizi birdenbire ve hiç beklemediğiniz bir anda “satması” işten bile değildir! ...
O; alınmış ama verilmemiş bir nefes, yarım kalmış bir cümle soyadı olmayana isim gibidir… Yani “tamam” olan hiçbir cenahı yoktur,
Tamamlanmasına imkan da yoktur! ..
Önce gözleri terk eder sizi, sonra sözleri.. İlgisi; “bir başkasına ilgi göstermesi gerektiği anda” uzaklaşır sizden, tali oluşunuzu hissedersiniz ve asla önceliğinizin olmadığını
Hâlbuki onu yatırıp bir ameliyat masasına “otopsi” yapabilseydiniz yüreğine, bedenine, ruhuna… Anlayacaktınız….
Anlayacaktınız sizin ondaki değerinizi(!) ,ederinizi(!) ve asla beş para etmez bir mevcudiyet farz edildiğinizi,
Lakin hep iyi tarafından bakmak istersiniz zaman zaman çok “absürt” bir hale düşseniz de ona hiçbir kötü sıfatı yakıştıramaz onu suçlayamazsınız…
Hatta daha da enteresan olanı “o sizi suçlarken” siz onu aklamaya çalışırsınız…
Oysa suç işlemesi mi gerekir suçlamak için? ! ..
Suçun “tanımı” nedir?
Sizin kendisi için acı çektiğinizi bildiği halde “sessiz” kalması, bir şey yap(a) maması hatta belki bundan “gizli” bir haz duyması, siz azabı yaşarken tebessüm etmesi “suç” değil de nedir?
Suç; Yanlış bir şey yapmak değildir sadece yanlışa giden bir şeyi düzeltmeye çalışmamak ve buna kayıtsız kalmaktır! ! !
Suç; Cinayet teşebbüsünü yarım bırakmaktır! ! !
Suç; Birini öldürmek kadar ölmek üzere olan birine yardım etmemektir! ! !
Suç; Birine “ihtiyacı varken” ardını dönmektir! ! !
Ama neden? Diyenlere de sormak gerek;

“AYAĞI KIRILAN ATLARI NEDEN VURURLAR? ”

Bütün bu fiillerin failidir o, bunların hepsini yapmış ama esasında yapması gereken hiçbir şeyi yapmamıştır…
Bunu bilirsin, bilirsin ama anlamazlıktan gelirsin, tıpkı “onun da senin sevgini anlamazlıktan geldiği gibi! ....”

Sen düz bir çizgide yürümeye çalıştıkça o seni bir labirentin içine çekmeye uğraşır.. Çünkü karmaşa çoğaldıkça onun işi kolaylaşacaktır..
“Aşık-Maşuk” ekseni dünya kurulalı beri böyle gelmiş ve böylede gidecek belli ki..
Beklentilerin sonu gelmez elbet, gelmeyecek de…...
Tam “beni anlayanı buldum” derken bir de bakacaksın; o’da kendini anlayacak birini arıyor! ..

Hani hep söyleriz; “Aşk; söylenen her şeyin üstüne, en son senin söylediğin sözdür”

Sen şimdi enine boyuna bir daha düşün! .... Bu satırların altına “neyin eksik kaldığını düşünüyorsan” onu ekle…
Ama unutma! .. Senden sonra da bir şeyler ekleme gereği duyanlar mutlaka olacaktır ve bu kısır döngü tıpkı dünya gibi dönmeye devam edecek, sonsuza dek! ..
Ve hep tekrarlanacak bir tiyatro sahnesidir bu, yani bir tür sarmal,
Sahi, neydi o?
“ÂŞIK-MAŞUK ve sonuç olarak; SÜKÛT-U HAYAL”

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aşık ile Maşuk

Okyanusların girdabında kaldım
hortumların markajında kaldım
dedikoduların ceyranında carpıldım
yunus oldum dibe daldım
hayat altta kalanın canı cıksın oyunu
ben altta kaldımdersimi aldım
yüzüstü kaldımhastalık saldım
leşleri yaygın
yine yalnız başımayım
yine işi başından aşkınım
beni sevdiğin kadar sana aşığım
bana kızdığın kadar sana kızgınım
bağışlayın ben bi kaçkınım
saatler yine erkene geldi
ben yine geç kaldım
yeni bir uyarı daha aldım
konuşurken yine ayarı kaçırdım
inzivama daldım
öğrendim güzellik herşeymiş
çok sevende kalırmış elbet
yaya.. takva haya kıymetsiz
binmiş değere edepsiz
öğrendim güzellik herşeymiş
sakatlanma koca terkedermiş
hüzünlenme zülüm var onada
çünkü Ya Kahhar o günü beklermiş.

Senin benden başka bir çok sevgilin var ama
benim tek sevgilim sensin
deniz bile kabul etmez beni atar karaya
bir içim içimi bilensin
talihin bir zerresi rast gelseydi ya bana
sana kavuşurdum maşuk
ruhum beden odasında hapis her gün ağlar
yine demir perde bedbahtım

gözyaşları mum gibi meczubun
yıkma son satırları bu mektubumun
güvercinin bileğinde onca yolu kat etti
2 gün 2 gece harp ettiği
ben şevkatli bir aşığım
bende şevkata acım
kafa bedenden uçaçak
geçmişe takılır saçım
hergün tövbekar hergün günahkarım
kah bir dert kendimden
kah bir meltem rahmetten
korkuyorum kendimden
nefis bana hakimken
mutluyum sen bana sahipken
kolera iyice düşünür
ben büyürüm ve de düşlerim küçülür
canım maşuk aşığa aşık
maşuğa aşık..

Senin benden başka bir çok sevgilin var ama
benim tek sevgilim sensin
deniz bile kabul etmez beni atar karaya
bir içim içimi bilensin
talihin bir zerresi rast gelseydi ya bana
sana kavuşurdum maşuk
ruhum beden odasında hapis her gün ağlar
yine demir perde bedbahtım

Maşuk: Aşık olunan erkek kimse


Allaha aşık olan abdal denir.