ÇOCUK KULÜBÜ - PSİKOLOJİ

PSİKOLOJİ
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Uyku Ve Rüyalar

Uyku, uyanıklığın zıddı gibi görünmekle birlikte bu iki bilinç halinin ortak yanları çoktur. Uyku tamamı ile bir sükunet ve istirahat hali değildir, bazıları uykuda yürür, konuşur. Uykuda olanlar çevreden tamamı ile kopuk da değildir.
Uyku halinde merkezi sinir sisteminin faaliyetleri EEG’ye (Elektroensafelogram: Sinir sistemindeki faaliyetten doğan beyindeki elektriksel akım faaliyetlerini kaydeden bir araç.) yansıtılmaktadır. Bu sayede biz, normal bir insanın uyku esnasında geçirmiş olduğu safhaları ölçebiliriz.
Normal bir insanın hayatının üçte biri uykuda geçmektedir. Bu oran şahıstan şahısa ve yaşla birlikte değişmektedir. Aşırı derecede uyku veya uykusuzluk belli başlı uyku bozukluklarındandır.
Araştırmacılara göre insanlarda uyku ihtiyacını arttıran en önemli uyarıcılar: sıcaklık, ağır geçen yemek öğünleri, cinsel ilişki, ışıkların yanıp sönmesi ve aynı tonda devam eden yüksek sesler gibi tekrarlayıcı monoton uyaranlardır.
Rüya Görme: Rüyalar çağlar boyu insanların ilgisini çekmiş ancak yeni yeni bilimin dikkatini çekmeye başlamıştır. Buna sebep ise gelişen tekniğin yardımı ile rüya görme olayının bilimsel olarak ancak araştırılabilir hale girmesidir.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Duyumlar Ve Algılar

Çevremiz ile ilgili bilgiler duyularımız yoluyla gelmektedir. Renklerin ayırd ediciliği, müziğin ritimlerinin yorumlanması veya dokunduğumuz bir nesnenin ısısının ne olduğuna karar verişimiz hep duyularımız ile ilgilidir.
Duyum ise duyu organlarının, çevredeki enerji vasıtasıyla uyarılması sonucunda ortaya çıkan nörofizyolojik süreçler olarak tarif edilebilir. Belli başlı duyu sistemleri ise görsel sistem, işitme sistemi, koklama sistemi ve tat sistemidir.
Algı ise duyumdan farklı olarak, “Duyu organlarımızca taşınan duyusal verileri örgütleyip yorumlayarak insanoğlunun çevresindeki nesne ve olaylardan oluşan uyaranlara anlam verme sürecidir.”
Algı süreçleri ile ilgili olarak en önemli konuları şöyle sıralamak mümkündür.
Nesnelerin Ayırdedilmesi: İnsan çevresini gelişigüzel bir düzen içerisinde algılamamaktadır. Duyusal girdileri derler, toparlar, bir düzene sokar ve onlara bir anlam verir. Biz bu sürece nesnelerin ayırdedilmesi diyoruz.
Algısal değişmezlikler: En önemli iki değişmezlik, renk ve parlaklık değişmezliği ile biçim ve büyüklük değişmezliği dir. Nesne üzerine düşen ışığın şiddeti ne olursa olsun az veya fazla, rengi ve parlaklığı değişmez.”Gündüz beyaz algılanan kar, gece siyah görünmez.” Nesneleri, bizden değişik uzaklıktaki mesafelerden algılamamıza rağmen büyüklüklerini aşağı yukarı değişmez bir şekilde aynı görmeye devam ederiz.”Kapı boyutlarının açılırken algılanan şekli.”
Algısal Yanılmalar: Suya sokulan bir sopayı suya girdiği noktada kırık görmemiz veya lunaparktaki aynalarda seyrettiğimiz çarpık görüntüler fiziksel yanılmalardır. Diğer tip yanılmalar algı sistemimizden kaynaklanan algısal yanılmalardır. Zaten psikolojinin ilgi alanına giren yanılmalar algısal olanlardır.
Bu üç algı süreci dışında, Derinlik Algısı, Hareket Algısı, Sosyal Algı gibi algı türlerinden de bahsetmek mümkündür.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Davranışınızın Nörobiolojik Temelleri

İnsan davranışını ve zihinsel işleyişinin bir çok cepheleri, temelinde biyolojik süreçlere dair bilgiler olmaksızın anlaşılamaz. Öyleyse sinir sistemimiz ve beyin hakkındaki temel bilgilerin bilinmesi zaruridir.
İnsanın sinir sisteminin temel birimi sinir hücresi veya bir başka adı ile Nöronlardır. İnsan beyni 12 milyar veya daha fazla sayıda nöron adı verilen bu hücrelerden oluşur. Şimdi bu sistemi daha iyi anlayabilmek için bölümlere ve daha alt bölümlere ayıralım:
Sinir sistemini, merkezi ve preferik sinir sistemi olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Merkezi sinir sisteminden kasıt beyin ve omuriliktir. Preferik sinir sistemi ise somatik ve otonom sinir sistemi olmak üzere iki alt başlığa ayrılıyor. Şimdi bunları kısa kısa açıklayabiliriz:
Merkezi sinir sistemi, beyindeki bütün nöronları, omuriliği, ve bedendeki nöronların büyük bir kısmını kapsar. Preferik sinir sistemi, beyin ile omuriliği bedenin diğer kısımlarına bağlayan sinirden oluşur. Deriden ve kaslardan gelen dış uyarılar hakkındaki bilgiyi Somatik sistemin duyusal sinirleri geçirir ve merkezi sisteme bağlar. Bu sistem bizi ağrı, basınç ve ısı değişikliklerinden haberdar eder. Otonom sinir sisteminin sinirleri kalp atışı, nefes alma, sindirim gibi süreçleri düzenleyen iç organlardan çıkar ve yayılır. Bedenin çeşitli kısımlarından ve beyinden çıkan sinirler Omurilikte birleşir. Bazı en basit uyaran-tepki refleksleri omurilik seviyesinde taşınır.
Beynin Yapısı:
Yetişkin bir insanın beyni yaklaşık 1440 gram ağırlığında olup gri ve boz maddelerden oluşur. Bu 1440 gram ağırlığındaki organ vücut ağırlığının sadece yüzde ikisini oluşturmakla beraber gerekli işlevlerini yerine getirebilmek için vücuda giren oksijenin yüzde 22’sinikullanır.     Ayrıca kalbin dolaşım sistemine pompaladığı total kan miktarının yüzde 16-20’si beyne gelmektedir, dolayısıyla beyin kan bakımından en zengin şekilde takviye edilen organdır.
Beyin üç ana bölgeye ayrılmaktadır: ön beyin, orta beyin ve arka beyin. Görsel, işitsel, duyusal veya algısal psikolojinin bir çok önemli sürerci beynin bu farklı kısımlarında gerçekleşmektedir.
Genetiğin Davranış Üzerine Etkisi:
Bütün psikolojik özellikler kalıtım ile çevre arasındaki karşılıklı etkileşime bağlıdır. Yani bireyin davranışına etki eden çevre veya kalıtım ayrı ayrı ele alınamaz. İkisinin etkileşimi neticesinde bireyin davranışına etkisi üzerinde durulmalıdır.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Psikolojide Kullanılan Metodlar:

Psikolojide insan ve hayvan davranışlarını inceleyebilmek için en fazla kullanılan metodları bir kaç sınıfta gruplandırmak mümkündür: Deneysel metod’da, bir denek grubu üzerinde yapılan deneyin neticeleri saptanır ve genelleme yoluyla tekrar edilebilir hale getirilerek davranışlar incelenir. Gözlem metodunda ise insanların davranışları gözlenir ve onların davranışlarından bazı yargılara varılır. Mülakat metodunda ise doğrudan insanların kendilerine sorma yolu seçilir. Örneğin kendi hayat hikayelerini sorgulamalarına fırsat tanınabilir. Bu üç önemli metod dışında, Kamuoyu anketleri ve Davranış testleri gibi metodlar da kullanılabilir. Ancak bu iki metod da dikkat edilecek en önemli husus, hazırlanan soruların son derece anlaşılır, açık, geçerli ve güvenirli olmasıdır. Aksi halde sağlıklı sonuç almak mümkün değildir.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Psikolojik Akımlar Ve Yaklaşım Tarzları

Psikolojide belli başlı dört farklı akım ve yaklaşım tarzlarından bahsedebiliriz:
1)Yapısalcılık ve işlevselcilik: 19.yy’ın son yıllarında Wundt ve öğrencilerinin benimsediği bu akıma göre, suyun hidrojen ve oksijene ayrıştırıldığı gibi; bilincin de elementlerine ayrılması gerekir. Bunu yaparken de yöntem olarak içe bakış yolunu benimsemişlerdir.
2)Davranışsal yaklaşım:1990’lü yılların başlarında Amerikalı psikolog John Watson tarafından ileriye sürülen bu görüşe göre; Psikolog, bireyi, onun davranışlarına bakmak suretiyle inceler.
3)Geştalt Yaklaşımı: 1912’de Max Wertheimer tarafından ilk defa ortaya atılan bu görüşe göre. “Bütün, onu oluşturan parçaların ilişkisinden ortaya çıkar” örneğin bir beste dinlenirken tek tek o besteyi oluşturan notaların sesleri değil, onların biraraya gelerek düzenledikleri bütün algılanır.
4)Psikanalitik Yaklaşım: Avrupa’da Sigmund Freud tarafından ortaya atılan bu görüşe göre: Davranışlarımızın çoğu bilinç dışı süreçlerden kaynaklanıyor Bilinç dışı süreçlerden kasıt korku, arzu gibi insanın farkında olmadığı fakat sonucunda davranışı etkileyen süreçlerdir. Freud, bir çok dürtülerin çocukluk boyunca aile ve toplum tarafından yasaklandığına inanırdı. Yine kendisine göre bunların hepsi doğuştan gelen, insanın doğasında bulunan güdülerdir. Bunları yasaklamakla, bilinç dışına itip davranışları buradan etkilemelerine sebep olmaktayız.