Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

AT YARIŞMALARI

 

A T L A R

 

   Atlar, geçmişte de, şimdi de insanların hayal gücünü ve kalplerini ele geçirirler.  Atların insanlık tarihini değiştirecek pek çok şeyi diğer evcil hayvanlara göre daha fazla yaptıkları söylenir.
   Günümüzde bildiğimiz atlar , “ Equus coballus” diye bilinen oldukça farklı bir atadan evrimleşerek gelişmiştir. 50 milyon yıldan uzun bir süre önce küçük, Tilki boyutlarında meyve ve yapraklarla beslenen bir hayvan kuzey Amerika ormanlarına gitti. Vücudunun kavisli arka tarafı omuzdan sadece yaklaşık bir ayak yüksekliğindeydi. Uzun kuyruğu ile küçük , uzun burunlu başı , köpek benzeri bir hayvan görünümü veriyordu. Yumuşak ayakları; her ayak parmağının ucundaki tırnak yerine gelişmiş küçük toynaklarının dışında bir köpeğinkine benziyordu. İlginçtir ki , modern atlarda bir ayak parmağı toynak haline gelmiş ve diğeri bacağın üst kısmında tümsek izi olarak kalmıştır. Bir asır önce fosil avcıları , bu yaratığın kemiklerini ilk keşfettiklerinde ona atın ilk görünüşü anlamına gelen “ eohippus” adını verdiler ve onun günümüzdeki ata öncülük eden evrimsel bir zincirin ilk halkası olduğuna inandılar. Gerçekten de birçok müze ve kitap , atların yavaş yavaş daha büyük hale geldiğini , çok tırnaklılardan modern toynaklılara doğru olan değişimini ve sert çayır otlarını öğütebilecek uzun dişleri kazanmasını gösteren sergi ve resimler sunarlar. Bugünlerde , araştırmacılarda atın evriminin daha detaylı bilgi ve resimleri mevcuttur ve ilk At’a daha az renkli bir isim vermişlerdir. Bugünün atlarının, o daha küçük atalarından geliştiği konusuna katılmakla beraber, gelişim yolunun daha farklı olduğunu düşünüyorlar. Diğer yandan, Paleontolojist’ ler atlarının atalarının boyutlarının değiştiğini gösteren fosiller açığa çıkarmışlardır. Yaklaşık bir milyon yıl önce , dünyanın etrafında düzlüklerde , geniş sürüler halinde dolaşan pony boyutlu hayvanlar mevcuttu. Muhtemelen bugünün vahşi atlarının davranışlarına benzer hareketleri vardı. Akıcı kuyruklarını sineklik ve işaret bayrağı olarak kullanıyorlar, havayı düşmanlarını veya yiyecek sezmek için kokluyorlardı. 10 000 yıldan daha kısa bir süre önce , bu at benzeri türlerin çoğunun nesli Mamut gibi diğer hayvanlarla birlikte tükenmiştir. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte , iklim koşulları yada avlanma olabileceği düşünülmektedir. Tek kurtulanlar Asya’daki atlar (Przewalski atları) ile birkaç çeşit zebra olmuştur. Kuzey Amerika da ise bu atlar tamamen silinmiştir. 1500’lü yıllarda İspanyol kaşiflerince Amerika’ya getirilmiş olan atların başıboş dolaşmaları fırsatı sağlanmış ve zaman içerisinde geniş sürüler üretilmiştir. Bugün bile on binlerce vahşi at Batı Amerika da dolaşmaktadır. Sürülerin kendi yerlerini yok etmelerini engellemek için Amerikan hükümeti her yıl yüzlercesini alıkoyar. Bazı at sahiplerine göre, vahşi doğmuş bir ata binme şansını yakalamak bir hayalin gerçekleşmesidir.
   Günümüzde yaşayan 5 tane daha At familyasına dahil bulunan cins vardır. Düzlük Zebrası , Dağ Zebrası , Grevy Zebrası , Afrika Eşeği ve Asya Vahşi Eşeği . Bazı türlerin çok kısa bir zaman önce soyu tükenmiştir. Güney Afrika da yaşayan Zebra benzeri bir hayvan olan “Guagga” 1870’lerde avcılar tarafından yok edilmiştir. Bu 6 tür de birbirleriyle çiftleşebilir. Ancak her türün hücrelerinde farklı sayıda kromozom olduğu için bazı çiftleşmeler sonucu doğan yavrular kısırdır. Örnek olarak erkek eşekle , kısrağın çiftleşmesiyle oluşan katırı verebiliriz. Her nasılsa Przewalski atları ile evcil atların birleşmesiyle oluşan yavrular doğurgandır. Przewalski atı veya Mongolian atı ; MÖ. 3000 civarında Rus bozkırlarında evcilleştirilen ilk atlardır. İlk Equus, yaklaşık 60 milyon yıllık evrimden sonra , günümüzdeki atları atası haline gelmiştir.
   Atın en saygı duyulan ve büyüleyici hayvan dostlarımızdan biri olması, çok eski bir ilişkinin devamıdır.
   Atlar, tarihin yükünü sırtında taşıyan kutlu hayvan sayılır. Atlar, savaşları spor haline getirmiş, atlarla spor ise en güzel eğitim aracıdır. Atlar, hiç tetiğini bozmadan düşman üzerine alabildiğine giden, düşman korkusu nedir bilmeyen ve sırası gelince hayatını feda etmekten kaçınmayan hayvanlardır. Atlar, Türk ordusunun daha bir ordusudur. Türk destanlarında, kahramanlar atlarıyla birlikte anılırlar. Bu atlar efsaneleşmiş varlıklardır. Kanatlanıp uçarlar, aşılmaz hendekleri bir çırpıda aşarlar, yaralanan, bayılan kahramanlarının başından ayrılmazlar. Hz. Ali’nin Düldül’ü, Battal Gazi’nin Aşkar’ı, Sarı Saltuk’un atları, Köroğlu’nun Kırat’ı halk inancında asırlardan asırlara intikal eden hep aynı atlardır. Türk milletinin inancında kahraman atlar, kahraman binicileriyle birlikte doğar, büyür ve sır olurlar.
   At’ın Orta Asya’da evcilleştirilmiş olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Türkler tarih sahnesinde atla birlikte çıkmışlar ve hayatları at sırtında geçmiştir. At’ı bir savaş aracı haline getirerek hayatlarının bir parçası durumuna sokmuşlardır.
   Onuncu yüzyılda Oğuz Türklerini ziyaret eden bir Müslüman elçisi, “onların varlıklı olduklarını, aralarında on bin at ve yüz bin koyuna sahip olanların bulunduğunu” yazar. On üçüncü yüzyılda Orta-Asya’da seyahat eden Avrupalı bir rahip: “Burada o kadar çok at var ki dünyanın geri kalan kısmında bu kadar at bulunduğunu sanmıyorum” demiştir.
   Macar tarihçisi Alföldi, Türklerin at’a olan ünsiyetlerini şöyle dile getirmektedir : “Daimi şekilde harbe hazır olma, hayrete şayan hareket kabiliyeti ve sürati, süvari tekniğinde büyük maharet, Türklere, değil toprağa bağlı Germenler, yüksek kültürlü Romalılara karşı bile askeri üstünlük temin etti”
   Türkler atlanmamış olsalardı, devlet kurabilmeleri imkânsız hale gelirdi.
Yüce Beyan’da ve Peygamber Efendimizin (a.s.m) hadis-i şeriflerinde, at ve cihad ile alakalı olarak şöyle buyrulmaktadır:“Siz de onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın.’’ (Enfal /60).“Savaş (cihad) atının alnına dökülen perçeminin her buklesinde hayır bağlıdır” (Buhari 8.cilt s. 307).
   Osmanlı’larda olduğu gibi Selçukluklarda da sipahi (süvari) ordunun esasını teşkil ediyordu. Bundan dolayı ata verilen ehemmiyet fevkalade idi. Muharebe atı 5 yaşında savaşa talimli hale ve mükemmel duruma gelirdi. Türk atı 12, Arap atı 15 yaşına kadar muharebede iş görür, 31 yaşına kadar ancak muharebe dışında kullanılabilirdi. İyi bir at sabahtan öğleye kadar durmaksızın koşar ve 90 km yol alabilirdi.
   Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, Mohaç savaşında Osmanlı ordusunda 166. 000 atlının bulunduğu, bu miktarın XVI yüzyılda 200 000’e çıktığını belirtmektedir.
   Osmanlı Devletinde at yetiştiriciliği çok ileri bir durumdaydı ve atın ordudaki ehemmiyeti nedeniyle at yetiştiriciliği devlet eliyle destekleniyordu. Nitekim XV. ve XVI. yüzyıllarda henüz Avrupa’da haralar kurulmamışken, Osmanlı devleti çeşitli vilayetlerde Hayvanat Ocakları kurmuştu. At sevgisinin ve yetiştiriciliğinin çok gelişmiş olduğu bu dönemde, Türk atları dünyanın en tanınmış atlar arasında yer alıyordu. XIV. XV. ve XVI. yüzyıllarda Orta ve Doğu Avrupa ile Balkan ülkeleri Türk atlarını damızlık olarak kullanmış, mesela Macaristan’ın bugün dünyaca ünlü at soyları Türk atlarından kan almıştır.
   Geniş imparatorluğun bütün tebaasını, teşkilatının büyük—küçük bütün müesseselerini, hak, hukuk ve adalet esaslarına göre kanunnameler yaparak idareyi en esaslı “prensip” saymış olan Osmanlı Devleti, At Çekenlerin de kanunnamelerini yazdırıp tahrir defterleri meydana getirmiştir.
   Çeşitli kaynaklarda, Karacaahmet’de bir de “at mezarlığı” bulunduğu söylenir. IV. Murat’ın cenaze töreninde de, kendisinin savaşlarda bindiği üç at, ters eğerli olarak tabutu arkasında götürülmüştür.

 


AT YARIŞLARI

   Atlar, akıllı ve atletik yeteneği yüksek olan hayvanlardır. Dörtnal ve süratli yaparlar, kişnerler,  eski zamanlarda da, şimdi de bizi büyüleyen hayvanlardır.Atlara fısıldayanların sanatlarına göz attığımızda, usta binicilerin yumuşak dokunuşlarıyla, vahşi şahlanan bir atı heybetli bir gösteri sanatçısı olarak görürüz.
   Peygamber Efendimiz (a.s.m)in Hayat-ı Seniyelerinde gördüğümüz at yarışlarını, daha sonra Selçuklu ve Osmanlı’larda da görmekteyiz. İngiltere’de ilk at yarışı 1603, Fransa’da 1776’da yapılmışken, Osmanlı Türklerinde at yarışlarına ilişkin ilk yazılı belgeler Orhan Gazi dönemi ve 1326 tarihini taşımaktadır. Cirit, top ve çöğen gibi atla oyunlar Anadolu’da en sevilen spor ve eğlenceler arasında yer alır.
   Spor atları, günümüzde de geçerliliklerini korumakta  dünyanın farklı bölgelerinde yetiştirilmektedir. Örneğin Osmanlı dönemşnde kurulan ve hala var olan Şumnu’ya yakın Kabük (Konövets) At Yetiştirme Merkezi.

 

 

   
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------